Ayakkabı ve çanta sektöründe İLVİ’nin global başarısı
Ayakkabı ve çanta sektöründe İLVİ’nin global başarısı
İLVİ markasının kuruluş hikâyesi nasıl başladı? Çocukluk hayaliniz olan ayakkabı tasarımı fikri, bugün uluslararası satış yapan bir markaya nasıl dönüştü? Her büyük hikâyenin başlangıcında küçük bir kız vardır. Benimki de..
Yayınlanma:Güncelleme:72 views
İLVİ markasının kuruluş hikâyesi nasıl başladı? Çocukluk hayaliniz olan ayakkabı tasarımı fikri, bugün uluslararası satış yapan bir markaya nasıl dönüştü?
Her büyük hikâyenin başlangıcında küçük bir kız vardır. Benimki de öyle başladı. Çocukluğumdan beri topuklu ayakkabılara aşıktım ama çok zengin bir ailede büyümedim, sezonda ancak bir çift ayakkabı alınırdı. Haftalarca harçlıklarımı biriktirdim ve ilk topuklu ayakkabımı kendim aldım: topuklu bir Mary Jane. O ayakkabıyı ayağıma geçirdiğim anı hiç unutmam, sanki dünya değişti. Yere her basışımda farklı hissediyordum; daha uzun, daha güçlü, daha ben. İLVİ’nin tohumu işte o an atıldı.
Yıllar sonra, 2007’de hayalimin peşinden Türkiye’ye geldim. Ve burada hayatımı değiştirecek bir insanla tanıştım eşim. Sanki kader bir işaret vermişti: kendisi ayakkabı sektöründe pazarlama alanında çalışıyordu ve benim gibi bu işe tutkuyla bağlıydı. Birlikte bir marka yaratma hayali kurduğumuzda, ismini arıyorduk. Eşim bir gün dedi ki: “Markayı senin adınla yapalım. İlvira… kısaca İLVİ.” O an her şey yerine oturdu. İLVİ sadece bir marka adı değil, benim ismimden doğan bir tutku, bir cesaret, bir aşk hikâyesi.
Türkiye’de muhteşem bir şey keşfettim: dünyanın en iyi deri ustalarının bu topraklarda yaşadığını, ama hikâyelerini dünyaya anlatacak bir sesin eksik olduğunu. İLVİ işte bu sessizliği kırmak için doğdu. 7 mağaza, güçlü bir e-ticaret ve 66 ülkeye ulaşan bir marka var. Kazakistan’dan Amerika’ya, Almanya’dan Özbekistan’a, Bulgaristan’dan dünyanın dört bir yanına… Ama hâlâ her yeni modeli elimde tuttuğumda, o küçük kızın ilk Mary Jane’ini giydiği anı hissediyorum. Çünkü İLVİ’nin temeli sermaye değil, tutkudur.
-2014 yılında Nişantaşı’nda açılan ilk mağazadan bugün birçok ülkeye satış yapan bir markaya dönüşmek sizin için nasıl bir süreç oldu? Bu büyümenin arkasındaki temel stratejiler nelerdi?
İlk mağazamızı açtığımızda elimizde büyük bir bütçe değil, büyük bir hayal vardı. O küçük mekânda her müşteriyle göz göze kurduğumuz ilişki, aslında İLVİ’nin bugünkü ruhunu şekillendirdi. Büyümemiz tamamen organik oldu. Bizi büyüten reklamlar değil, bir müşterinin arkadaşına “bu ayakkabıyı mutlaka denemelisin” demesiydi. Stratejimiz her zaman üç şeye dayandı: birincisi, el yapımı üretimden ve zanaatkârlık ruhundan asla vazgeçmemek. İkincisi, dijitalleşmeyi erken kucaklayarak e-ticareti mağaza sıcaklığıyla birleştirmek. Üçüncüsü ve en önemlisi, müşteriyi bir alıcı olarak değil, hikâyemizin bir parçası olarak görmek. Bugün İstiklal’den İzmir’e, Emaar’dan online kanallara ve 66 ülkedeki müşterilerimize uzanan bir aile var. Bu büyümenin sırrı aslında çok basit: her ayakkabıya sevgiyle dokunmak ve bunu hissettirmek.
-İLVİ markasının tasarım felsefesinde el yapımı üretim, konfor ve stil ön planda tutuluyor. Günümüz moda sektöründe bu yaklaşımı nasıl konumlandırıyorsunuz?
Dünya “hızlı moda” derken, biz İLVİ’de tam tersi yöne yürüdük ve haklı çıktık. Bugün küresel moda endüstrisi sürdürülebilirliği ve zanaatkârlığı yeniden keşfediyor; biz ise bu değerleri ilk günden beri DNA’mızda taşıyoruz. Her İLVİ ayakkabısı bir ustanın elinden geçiyor. O ustanın yıllarca biriktirdiği bilgi, sevgi ve özen her dikişte hissediliyor. Bizim lüks anlayışımız bu gösterişli logolar değil, ayağınıza giydiğinizde fark ettiğiniz o sessiz kalite. Konfor ile stili bir arada sunmak, İLVİ’nin kadınlara verdiği söz. Çünkü hiçbir kadın güzel görünmek için acı çekmek zorunda değil. Günümüzde tüketici artık “bu ayakkabı nereden geldi, kim yaptı, arkasındaki hikâye ne?” diye soruyor. İLVİ’nin her soruya verecek güzel bir cevabı var.
-Markanızın online satış ve mikro ihracat modeliyle birçok ülkeye ulaşması dikkat çekiyor. Dijitalleşme ve e-ticaret, moda ve ayakkabı sektöründe markalara nasıl fırsatlar sunuyor?
Dijitalleşme İLVİ için sadece bir satış kanalı değil, hayalleri sınır tanımaz kılan bir güç oldu. İstanbul’daki atölyemizde bir ustanın sevgiyle diktiği ayakkabı, birkaç gün içinde dünyanın öbür ucundaki bir kadının ayağında olabiliyor. Bu beni hala heyecanlandırıyor. Mikro ihracat modelini çok erken benimsedik ve bu sayede bugün 66 ülkeye ulaştık. Kazakistan’dan Almanya’ya, Amerika’dan Bulgaristan’a, Özbekistan’dan Avrupa’nın farklı köşelerine. Fiziksel mağaza açmadan bu kadar geniş bir coğrafyaya dokunabilmek, dijitalin gücünün en güzel kanıtı. Ama beni asıl heyecanlandıran şey satış rakamları değil, dijitalin bize verdiği insan bağı. 435 binden fazla takipçimizle gerçek bir topluluk kurduk, onlar sadece müşteri değil, İLVİ ailesinin üyeleri. Moda sektöründe dijital olmayan bir gelecek artık mümkün değil, ama önemli olan teknolojiyi insani kılabilmek.
-İLVİ bugün Rusya’dan İtalya’ya, Avrupa’dan farklı pazarlara kadar birçok ülkeye ürün gönderiyor. Uluslararası pazarlarda Türk markası olarak yer almak size hangi fırsatları ve zorlukları getiriyor?
66 ülkede var olmak hem büyük bir gurur hem de büyük bir sorumluluk. Gurur, çünkü Türkiye dünyanın en köklü deri zanaatı geleneklerinden birine sahip ve biz bunu her platformda gururla temsil ediyoruz. Sorumluluk ise şu: birçok pazarda Türk markalarının henüz “premium” algısı yeterince güçlü değil ve biz İLVİ olarak bu algıyı her gönderdiğimiz çiftle değiştiriyoruz. Kazakistan’a gönderdiğimiz ayakkabıyla Almanya’ya gönderdiğimiz ayakkabı aynı özenle, aynı kaliteyle üretiliyor. Çünkü kaliteden taviz bizim sözlüğümüzde yok. Farklı pazarlar bizi tasarımcı olarak da besliyor. Orta Asya’da cesur renkler ve formlar sevilirken, Avrupa minimalist zarafeti tercih ediyor, Amerika ise konfor ve hikâyeyi bir arada arıyor. Bu çeşitlilik koleksiyonlarımızı zenginleştiriyor. Her ülkenin kadını farklı, ama hepsinin ortak bir şeyi var: güzel ve kaliteli bir ayakkabı giydiğinde gülümsüyor.
-Moda sektöründe özgün tasarımın korunması önemli bir konu. Marka tescili ve fikri mülkiyet konusunda attığınız adımlar girişimcilere nasıl bir mesaj veriyor?
İLVİ benim ismimden doğan bir marka, onu korumak benim için çok kişisel. Marka tescilimizi Türkiye’de ve faaliyet gösterdiğimiz pazarlarda güvence altına aldık. Genç girişimcilere tavsiyem çok net: ilk günden tescil sürecinizi başlatın. Adınızı, logonuzu, kimliğinizi koruyun. Bu küçük adım, ileride sizi büyük kayıplardan korur.
-Hem tasarımcı hem de girişimci olarak, kendi markasını kurmak isteyen genç tasarımcılara ve kadın girişimcilere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Mükemmeliyetçiliği bırakın, başlayın. Bu en önemli tavsiyem. Çoğu genç tasarımcı her şeyin kusursuz olmasını beklerken hayatın en güzel fırsatlarını kaçırıyor. Ben İLVİ’yi kurduğumda elimde dev bir sermaye yoktu, ama içimde harçlıklarını biriktirerek ilk topuklusunu alan o küçük kızın azmi vardı. Yanımda ise hayatımı ve bu tutkuyu paylaşan eşim vardı. O azim ve o ortaklık beni bugünlere getirdi. İkinci tavsiyem: rakamlardan korkmayın. Yaratıcılık ve iş zekâsı birbirinin düşmanı değil, en güçlü ortaklarıdır. Bir koleksiyon tasarlamak kadar, finansal tablolarınızı okuyabilmek de önemli. Ve en önemlisi: kendi sesinizi bulun. Moda dünyası çok kalabalık, herkes konuşuyor. Ama gerçek başarı, başkalarının sesine değil kendi hikâyenize sadık kaldığınızda geliyor. İLVİ’nin hikâyesi benim hikâyem, farklı bir ülkeden gelip, bu güzel ülkenin zanaatına âşık olan ve onu 66 ülkeye taşımayı ömrünün işi yapan bir kadının hikâyesi. İsmimi taşıyan bu marka, benim en cesur adımım. Her kadının içinde böyle bir hikâye var. Onu bulmak için tek gereken cesaret.